Türkçe Metİn
Büyükelçi Eric Edelman’ın Bağımsızlık Günü Resepsiyonunda Yaptığı Konuşma
Ankara - 16 Haziran 2005
Sayın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Gül, değerli konuklar, bayanlar ve baylar:
Bugün burada Amerika Birleşik Devletleri’nin bağimsızlığının 229. yıldönümünü bizimle beraber kutlamak için vakit ayırdığınız için hepinize teşekkür ederim. Bugün, 4 Temmuz 1776’da Philadelphia’da Kurucu Kongre’nin onayladığı Bağımsızlık Bildirgesinin yıldönümünü kutluyoruz.
Bu Bildirge İngiliz krallığı ile nihai ayrılış için hem bir sebep oluşturdu, hem de yeni kurulacak Amerikan Cumhuriyeti’nin prensiplerini sıraladı. Bu belgenin özünde basit ancak o zaman için şaşırtıcı bir saptama bulunuyordu: “Tüm insanların eşit yaratılmıştır ve Yaradan’ın onlara kendilerinden alınamayacak bazı haklar bahşettiği ve bunlara yasama, özgürlük ve mutluluğu arama haklarının dahil olduğudur.” Bildirge, bu doğal hakların hükümetler tarafından kimseden esirgenemeyeceğini ya da bunların kısıtlanamayacağını söylüyordu.
İç Savaş’ın arifesinde Birleşik Devletler’in kölelik lekesini yok etmesi gerektigini ifade ettiğinde Abraham Lincoln’ün Bildirge’nin özündeki doğal haklar ve evrensel eşitlik presiplerine atıfta bulunması tesadüf değildi. Lincoln, Amerika’da köleliğin adil bir şey olmadığını çünkü bunun, Bildirgedeki doğal haklar prensibinin ihlali olacağını güçlü biçimde ifade etti. ABD Senatosu için 1858’de yapılan seçim kampanyasında bir tartışma sırasında Lincoln şöyle dedi, “(Rakibim), Bildirgede zenci adama atıfta bulunulmadığını iddia ettiğinde, etrafımızdaki ahlak ışıklarını söndürmüş oluyor….Amerikan halkının akıl ışığını ve özgürlük aşkını yok ediyor.” Lincoln, evrensel eşitlik prensibinin gücünü anlamıştı. Kendisi, Georgia ve Güney Carolina’da insanlar köle olarak çalıştırıldıkça, başka insanların New York ve Connecticut’da özgürlüğün tadını çıkarmalarının imkansız olduğunun farkındaydı. Tarihçi Harry Jaffa’nın ifadesiyle, “Bir insanın hakları her yerde güvence altına alınırsa, her hangi bir yerde insanların güvenliği ancak o zaman en üst düzeye çıkmış sayılır.”
El Kaide teröristleri 11 Eylül 2001’de İkiz Kuleler ve Pentagon’u uçaklarla vurduklarında Birleşik Devletler, tarihindeki en kötü yabancı tehditlerden birisiyle karşı karşıya geldi. Bu tehdidin doğası konusunda uzun uzun düşündükten sonra, Başkan Bush, kendinden önceki başkanların tehlike anlarında başvurdukları bir yolu seçti. John Lewis Gaddis’in yazdığı gibi Başkan Bush “gündemi genişleterek,” onu en yakın güvenlik tehdidinin dışına taşıdı ve bu gündeme El Kaide gibi grupların semirmesine yol açan sosyal, siyasi ve ekonomik faktörleri dahil etti.
Başkan’ın bu tepkisini gösterirken ilham aldığı şeyin, Lincoln’un köleliğe karşı harekete geçerkenki yaklaşımındaki fikirden farklı olmaması sürpriz değil. Başkan’nın düşüncesine göre, başka uluslar zulüm altındayken, Birleşik Devletler’in özgürlüğü güvende değildi. Aslında Başkan, Bildirgede Lincoln’ün 150 yıl önce sıraladığı doğal haklar prensibine dönüyor ve onu ABD dış politikasının özüne oturtuyordu.
Aralarındaki bu bağlantı Başkan’ın Ocak ayında görevi devir teslim töreninde yaptığı konuşmada da açıkca ifade edildi. Başkan bu konuşmasında şöyle demişti, “Ülkemizde özgürlüğün sürmesi, başka ülkelerde özgürlüğün başarısına gittikçe daha fazla bağlı. Dünyamızda barış için en iyi umut, özgürlüğün tüm dünyaya yayılması. Dünyanın pek çok bölgesi kızgınlık ve zorbalıkla kaynarken ve nefreti besleyen ideolojilere meyletmişken ve cinayeti mazur görürken, şiddet bir yerde toplanacak ve yıkıcı bir güç olarak çoğalacak ve en iyi korunan sınırları bile aşarak ölümcül bir tehdit oluşturacaktır. İşte bu yüzden Birleşik Devletler’in politikası, dünyamızdaki zorbalığı sona erdirme nihai amacı çerçevesinde, her ulus ve kültürde demokratik hareketlerin ve kurumların büyümesini teşvik etmek ve desteklemektir.”
İnanıyorum ki değişikliği benimseyeceklere Türkiye ilham da olabilecektir. Amerika’yı kuranlarla aynı bazı prensiplerden hareket eden Kemal Atatürk savaşlarla yıkılmış ve fakirleşmiş bir imparatorluğun küllerinden Türkiye’yi kararlı biçimde Batı’ya giden yola yerleştirdi. 80 kısa yıl boyunca Anadolu insanı, büyük kararlılık göstererek nihayetinde sıkı biçimde Batı’nın içinde yer alma yolundaki Atatürk’ün Türkiye vizyonunu yerine getirmeye çalıştı. Onların başarıları takdire şayandır ve çalışmaları sürmektedir.
ABD’nin Türkiye demokrasisine desteği eskiden olduğu gibi bundan böyle de Amerikan dış politikasının temel ilkesi olmayı sürdürecektir. Çünkü nihayetinde Amerikalıları ve Türkleri biraraya getiren şey siyasi çıkar ve stratejik gereksinimin ötesindedir. Özgürlük, eşitlik ve tüm erkek ve kadınların vekasına olan ortak taahhüdümüz, bizi birbirimize bağlıyor. Bu ortak değerler ittifakımıza amaç ve canlılık katıyor.
Bu güzel ülkede memleketime hizmet etmek benim için büyük bir ayrıcalıktı. Birlesik Devletler’in güvenilir müttefiki olarak Türkiye şundan emin olmalıdır ki, sizinle olan dostluğumuza değer vermeye, görüşlerinize güvenmeye ve özgürlük davasının ilerletilmesinde yardımınıza ihtiyaç duymaya devam edeceğiz.